• BIST 94.682
  • Altın 226,088
  • Dolar 5,7239
  • Euro 6,5541
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

Tiryaki Hasan Paşa Nerde Sen Neredesin?

Tansu BAYRAKDAR

Anlı, Şanlı tarihimiz istisnaları saymazsanız makûs talihimizi dize getiren birçok Paşa ile doludur.

Osmanlının kuruluş aşamasında büyük yararlılıklar gösteren, Osmancığın Osman Gazi, Sultan Osman olmasına büyük katkıda bulunan Karamürsel Paşadan (O tarihte Paşalığın ne olduğu bilinmediğinden kendisine Paşa denmiyordu lakin yaptığı büyük işler paşalığın yapacağı büyük işlerle aynı mertebedeydi) tutunda Sadrazam Çandarlı Halil Paşa, Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa, Kanije kalesi kahramanı

Tiryaki Hasan Paşa, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, Bitli Rüstem Paşa, Aslında bir Sırp olup adı Sokuloviç olan Kanuninin sağ kolu II.Selim ve III. Murat’n Sadrazamlığını yapmış Sokullu Mehmet Paşa ve onun af adı Fazıl Paşa, Menfaati uğruna oğlu tarafından zehirlenen Piri Mehmet Paşa, Sadrazam Sinan Paşa Tanzimat fermanını (Gülhane hatt-ı hümayunu) okuyan ve hayata geçirmek için didinen Büyük Reşit Paşa olarak tarihe geçmiş Mustafa Reşit Paşa, Osmanlıya ihanet eden Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Donanmasını İskenderiye ye götürerek

İsyan eden Kavalalı Mehmet Ali Paşaya teslim eden Kaptan-ı derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Firari Ahmet Paşa, Cerrah Paşa, Kasım Paşa Serasker Damat Halil Paşa, Tanzimat’ın Ahkam-ı adliye başkanı Rauf Paşa, Damat Ferit Paşa, Talat Paşa, Enver Paşa, Kurtuluş savaşında büyük yararlıklar gösteren sayısız paşalardan bir kaçı, İnönü Kahramanı İsmet Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, Refet Bele Paşa, Kazım

Karabekir Paşa, Alman hayranı Enver Paşa, Cumhuriyet döneminde büyük yararlık göstererek Demokrasinin içine tüküren Kenan Evren Paşa, günümüzde aynı minval büyük yararlıklar gösteren Necdet Paşa, Yaşar Paşa, Hilmi Özkök Paşa, Hulisi Akar Paşa, onuruna yediremeyerek istifa eden Sebahattin Işık Koşaner Paşa, Düzmece belgelerle terörist ilan edilerek zindana atılan İlker Başbuğ Paşa,

Cumhuriyetimizin Kurucusu MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI tenzih ediyorum zira o Mareşaldi yalnız Mareşal miydi? Vatan için, Millet için değil tüm beşeriyet için yaptıklarını yalnız biz değil bütün dünya biliyor. Elli yedi yıllık kısacık yaşamında yaptıklarından anladıklarımızı anlatmaya kalksak kâğıt kalem bir yana ömrümüz vefa etmez.

Biz sadece isimlerini hatırladığımız Paşalardan bir kaçının kronolojik olmasa da Vatan Millet için neler yaptıklarından örnek olsun diye kısaca bahsedelim. (Maksadımız Tarih dersi vermek olmadığından sadece tarih kitaplarında yazmayan fakat dilden dile dolaşarak dededen, nineden toruna nakledilerek çağımıza ulaşan olayları dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışacağız.)

On dört yaşında tahta geçen ikinci Mehmet (Fatih) ‘e sadrazamlık yapan Çandarlı Halil Paşa İstanbul un fethinden bir müddet sonra sebebi bilinmeyen bir nedenle sadrazamlıktan azledilmiş ve öldürülmüştür.

Baltacı Mehmet Paşanın ise vatan, Millet uğruna neler yaptığı herkesçe malum.

Rus Carı Deli Petronun ordusunu Prut Irmağı kenarında perişan eden Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa Azak kalesi karşılığında Rus ordusunu yok etmekten, Rus devletini tarihten silmekten vazgeçmiş ve Ruslarla antlaşma imzalamış Tarih böyle yazıyor Petronun karısı Katerina ile aralarında geçenler bizim için rivayet, yanlarında değildik.

Fakat devrin padişahı III. Ahmet Baltacıyı acaba neden sadrazamlıktan azledip sürgüne gönderdi ve daha sonra öldürttü dersiniz?

Gazi Osman Paşanın Plevne’de Ruslara yenilmesine rağmen savaşta gösterdiği dirayet nedeniyle Plevne kahramanı ilan edilmesi “Tuna nehri akmam diyor kenarımı yıkmam diyor şanı büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam diyor” adına şarkılar bestelenmesi, maniler yakılması pek manidardır.

Tiryaki Hasan Paşaya gelince;

Yıl Miladi 1595/1603 Osmanlı tahtında on üçüncü Padişah III. Mehmet oturmakta

Sadrazam Sinan Paşanın gayretleri ile III. Mehmet ordunun başına geçmiş, Estergon, Visegrat, Eğri, Kanije kaleleri zapt edilmiş, Avusturyalılara karşı büyük bir zafer kazanılmıştır.

Ancak; Padişahın geleceği görmemesi, yönetimdeki tecrübesizliği dolayısıyla İstanbul’a vaktinden önce geri dönmesi Avrupa kuvvetlerinin yeniden toparlanmalarına ve güç kazanmalarına sebep olmuş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başına Avusturya savaşları belasını sarmış, başta Avusturya olmak üzere Alman, İtalyan ve Macar kralları birleşerek Osmanlının üzerine yürümüş, feth edilen kaleler birer birer düşman eline geçmeye başlamıştır.

1600 yılında feth edilen Kanije kalesini de düşman 1601 yılında muhasara etmiş, kuş uçurtmuyor.

Kale sağlam dayanmasına dayanır, asker düşman sayısının dörtte biri düşmanın sayısal üstünlüğü önemli değil akıncıların hepsi şahadet şerbetini içmek için can atıyor, düşman sayısal üstünlüğüne rağmen bunu bildiğinden ürkek, lakin kalede erzak tükenmiş, su ise iki testi herkese bir yudum yetecek kadar dahi olmadığından çocuk ve kadınlar için saklanıyor. Asker aç, susuz, perişan Kale komutanı Tiryaki Hasan Bey askerin en büyük morali, kalenin burcundan aşağıya inmiyor.

Beklemekten başka yapacak hiçbir şey yok iyide neyi bekliyorlar?

Vatanı bekliyorlar, Milleti bekliyorlar, Ölümü bekliyorlar.

Tiryaki Hasan Beyi Kahreden kendi öleceğini beklemek değil evlatlarının, evladı gibi sevdiği askerinin ölecek olması hem de canları pahasına korudukları vatan parçasının düşmanın eline geçmesine engel olamadan, Şahadet mertebesine erişip Vatan toprağına karışan kanlarının üzerine Ay Yıldız doğduğunda bayrağı emanet ettikleri arkadaşlarının zafere ulaşamayacağını bile, bile.

Tiryaki Hasan Bey bu ruh hali içinde iken kan, ter içinde bir ulak gelir kaleye, ulak Pay-i Tahttan bir ferman getirmiştir. Tiryaki Hasan üç kez öpüp başına koyduktan sonra yavaş, yavaş fermanın mührünü açar ve okur.

Gözleri dolu, dolu olmuştur Tiryaki Hasanın ve daha fazla dayanamaz iki göz iki çeşme ağlamaya başlar.

Yanında bulunanlar şaşkın, şaşkın birbirlerine bakınırlar sebebini bir türlü anlayamamışlardır o en az uğrunda gözlerini kırpmadan ölümü hiçe saydıkları vatan parçası belledikleri Kanije kalesinin burçları kadar sağlam, şahin bakışlı, beylerinin ağlamasını, ayrıca onu bu güne kadar hiç böyle görmemişlerdir.

Eğilip Tiryaki Hasanın sağ elinde öylece tuttuğu fermana göz atarlar fermanda Tiryaki Hasanın Paşalığa Nasb edildiği yani Paşalığa atandığı bildirilmektedir.

Tiryaki Hasan Bey artık Tiryaki Hasan Paşa olmuştur. Yanındakiler Tiryakinin ağlamasını biraz tedirgin içleri biraz buruk olarak sevincine yorarlar birazda sıkıla, çekine Paşalığınız hayırlı olsun sevinciniz daim olsun derler derlerde içten içe şimdi sevinilecek zaman mı diye de düşünmeden edemezler.

Tiryaki Hasan sağ elinde paşalığa nasb edildiği padişah fermanı sol elinin tersi ile gözyaşlarını silerken Bre ağalar ağlamam paşalığa nasb edilmeme sevincimden değil üzüntümdendir ve devam eder

“Koskoca memalik-i Osmaniye de Paşa olacak adam kalmamıştır da bir garip

Tiryakiyi Paşa eylemişlerdir.” Der. Der ve bir avuç akıncıyla kendilerinden sayıca kat be kat fazla olan düşmanın üzerine yürüyüp hatlarını yarar geçer.

Akıyordu su

Gösterip aynasında söğüt ağaçlarını,

Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını!

Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere

Koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!

Birden

Bire kuş gibi

Vurulmuş gibi

Kanadından

Yaralı bir atlı yuvarlandı atından!

Bağırmadı,

Gidenleri geri çağırmadı

Baktı yalnız dolu gözlerle

Uzaklaşan atların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!

Ne yazık ki ona

Dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,

Beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde, perde,

Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar, atlılar kızıl atlılar,

Atları rüzgâr kanatlılar!

Atları rüzgâr kanat...

Atları rüzgâr.

Atları...

At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akarsuyun sesi dindi

Gölgeler gölgelendi

Renkler silindi.

Siyah örtüler indi

Mavi gözlerine

Sarktı salkımsöğütler

Sarı saçlarının

Üzerine!

Ağlama salkımsöğüt

Ağlama,

Kara suyun aynasında el bağlama!

El bağlama!

Ağlama!

1928 yılında Nazım böyle anlatır duygularını.

Ben ellili yıllarda, daha çocuk yaşlarda iken suç sayıldığı için gizli, gizli okurdum

Nazımın şiirlerini boğazıma bir şeyler düğümlenir gözlerim nemlenirdi bir yandan da suç bunun neresinde diye düşünürdüm çocuk aklımla.

Ham dolsun yetmiş yaşımda da olsa aklın zaferine şahit oldum.

Bu gün herkes Nazımı okuyabiliyor.

Gezi de dayak yemelerinin esbab-ı mucib’i ondandır.

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun meyve çağında ağacın,

serpilip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

6Aralık 1945

Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman, fakir köylü Hatçe kadına, ırgat Süleymana düşman, sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman…

Nazım Hikmet RAN

7 Aralık 1945

Tansu BAYRAKDAR

tanbayrakdar@gmail.com

Bu yazı toplam 826 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2016 Birinci Bölge | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.